|
MESAFE KÖTÜ BİR ŞEKİLDE AÇILIYOR
|
|
Ruşen Çakır, Diyarbakır'daki Nevruz kutlamalarını yerinde izledi. |
|
|
Geçen yıl aynı yerde, Diyarbakır Nevruz Meydanı’nda Nevruz kutlamalarını izlerken aklımda hep 1992 yılındaki “Kanlı Nevruz” vardı.
O Nevruz’u yaşamış olanlar, haklı bir şekilde, Türkiye’nin Kürt sorununun çözümünün imkansız olduğunu düşünürlerdi. “En sakin Nevruz” olarak tanımladığım geçen yılki kutlamalarsa Türkiye’nin 17 yılda katetmiş olduğu olağanüstü aşamaların bir aynasıydı. Ve insana, yine haklı bir şekilde, Türkiye’nin Kürt sorununu pekala çözebileceğini düşündürtüyordu.
Dünkü kutlamaları izlerken de geçen yılki Nevruz ve bir yıl içinde yaşadığımız olağanüstü olaylar zihnimi kurcalayıp durdu: Yerel seçimlerde AKP’nin DTP karşısında hüsrana uğraması; PKK’nın azaltsa da eylemlerini sürdürmesi; hükümetin, sonradan adını iki kere değiştirse de “Kürt açılımı”nı başlatması; Kandil Mahmur’dan bir grubun ülkeye giriş yapması ve binlerce kişi tarafından coşkuyla karşılanmaları; gelen tepkiler üzerine hükümetin açılımı bir nevi askıya alması, en azından ülkeye dönüşlerin durması; DTP’nin kapatılıp Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk’a siyasi yasak gelmesi; peşpeşe düzenlenen KCK operasyonlarıyla DTP’li (sonradan BDP) belediye başkanları, siyasetçiler ve sivil aktivistlerin tutuklanması; Avrupa’daki operasyonlarla PKK’ya ağır darbeler indirilmesi...
Evet, daha fazla uzatmaya gerek yok... Dün kürsüye çıkan konuşmacıların hemen her biri bu gelişmeleri eleştirel bir şekilde ele aldı, kalabalık da, örneğin Başbakan Erdoğan’ı yuhalayarak tepkisini dile getirdi fakat “aşağıdakiler”in gündeminin ana maddesinin bu konular olduğunu gözlemlemedim. Açılım ilk ilan edildiğinde bölgeyi epey heyecanlandırmıştı ama umutların çok kısa sürede sönmüş olduğu görülüyor. Nevruz kutlamalarına katılanların realitesinin bambaşka olduğunu söyleyebilir ve basitleştirerek “ağızlarını Öcalan’la açıyor, PKK ile devam ediyor, yine Öcalan ile bitiriyorlar” diyebiliriz.
Yine muhataplık sorunu Hal böyle olunca dünkü konuşmaların çoğu dönüp dolaşıp “muhataplık” sorununa kilitlendi ve Ahmet Türk’ün “muhatap Kürt halkıdır” demesini saymazsak, o dahil herkes “muhatap biz değiliz” diyerek İmralı ve Kandil’i adres gösterdi. Dün gerek Türk’ü, gerekse Tuğluk’u dinlerken, Anayasa Mahkemesi’nin kararının ne kadar isabetsiz ve ülke aleyhine olduğunu bir kez daha gördüm: Kürt siyasi hareketinin en ılımlı bilinen bu iki ismini bu kadar kısa sürede radikalleştirmeyi başardıkları için kıvanç duyuyorlar mıdır acaba?
Yine dün, KCK operasyonlarıyla bölgenin seçilmiş ve sevilen siyasetçilerini hapse tıkıp, eleştiriler karşısında “ne yani yasaları uygulamayacak mıyız?” diyenler geldi aklıma. Eğer Türk Ceza Kanunu’nu harfiyen uygulamaya kalkarsanız sadece dün onbinlerce kişiyi tutuklamanız gerekirdi.
Bu yılki Nevruz kutlamaları tıkanmış olan açılımın yeniden açılabilmesi için bir fırsattı. Her yerleşim biriminde büyük kalabalıkların Nevruz’u coşkuya ve aynı zamanda olaysız bir şekilde kutlamış olmaları açılımın pozitif hanesine yazılabilir. Fakat Kürt siyasetçilerin mesajların fazla ümit verici olduğu söylenemez. Örneğin önde gelen bir BDP’li “yarın (bugün) AKP’liler Anayasa ile ilgili BDP’yi ziyaret edecekler. Keşke bugün hükümetin gönlünü alacak bir şeyler söylenebilseydi” dedi. Aslında ilk konuşmacı olan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, hiç de fena olmayan bir açılış yapmıştı. Son günlerde hep yaptığı gibi dini terminolojiyi de kullanarak “barış”a vurgu yapan Baydemir şöyle konuştu: “Türkün Kürde, Kürdün Türke kurşun sıkması haramdır. Artık Türk ve Kürt annelerin kucaklaşma vakti gelmiştir. Vakit kaybetmek yazıktır, günahtır...”
Açılımın geleceği Ne var ki ardından yapılan konuşmalarda ve kürsüden okunan Öcalan’ın mesajında açılımı yeniden canlandırabilecek öğeler hemen hemen hiç yoktu. Ahmet Türk’ün, yüzde 10 barajının kalkması ve Terörle Mücadele Kanunu’nun değiştirilmesi çağrılarını saymazsak somut öneriler getirildiği de pek söylenemez. Nitekim “geçti Bor’un pazarı, sür eşşeğini Niğde’ye” sözleriye AKP iktidarının kendilerini daha fazla kandıramayacağını söyleyen Türk, açılımın kendilerini artık hiç heyecanlandırmadığını da vurgulamış oldu.
Erdoğan’ın açılımı “Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi” olarak tanımlamasını çok benimseyen biri değildim, fakat açılımın durmasının ülkenin doğusuyla batısı arasındaki mesafeyi nasıl kötü bir şekilde açtığını dün Diyarbakır’da bizzat gözlemiş biri olarak, bu adlandırmaya eskisi kadar karşı çıkmayacağım.
Kaynak: Mesafe kötü bir şekilde açılıyor
Mesafe kötü bir şekilde açılıyor
|
|
|
|