|
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Büyük Türkiyede herkese yer vardır. Büyük Türkiyede insanımızın yüreği geniş, ufku geniş, vizyonu büyüktür dedi. |
|
|
Erdoğan, partisinin kongresinde
yaptığı konuşmada, teşkilatımın t üm mensuplarına seslenerek, "Bizim
yolumuz uzun... Bizim yolumuz meşakkatli... Bizim yolumuz zahmetli"
dedi. Yunus Emre'nin, "Bu yol uzundur, menzili çoktur, geçidi yoktur,
derin sular var", Aşık Veysel'in de "Uzun ince bir yoldayım, gidiyorum
gündüz gece" dizelerini söyleyen Erdoğan, "İşte bu uzun yolu, bu zorlu,
bu meşakkatli yolu, sabırla, dirayetle, dayanışma içinde, en önemlisi
de heyecan içinde, milletimizle el ele, gönül gönüle yürüyeceğiz,
yürümeye devam edeceğiz" diye konuştu. Erdoğan, şöyle konuştu:
"Bu partiden, bu hareketten farklı beklentileri olanlar varsa,
millete ve ülkeye hizmetin ötesinde hedefleri olanlar varsa, onlar
bizimle yollarını ayırsınlar. Heyecanını, coşkusunu, hizmet etme aşkını
ve sevdasını yitirenler varsa onlar kenara çekilsinler. Kendisini yorulmuş hissedenler varsa biraz mola versinler. Biz,
7 yıl boyunca milletimizin huzuruna alnımız ak, başımız dik şekilde
çıktık, bundan sonra da aynı şekilde milletimizle kaynaşmaya,
kucaklaşmaya devam edeceğiz. Biz büyük acılar çekerek, büyük çilelerin içinden geldik.
Fakirin umudu olarak geldik. Yoksulun her zaman yanında olduk,
yoksullukla mücadelede her zaman ön safta olduk, bundan sonra da aynı
minval üzere yolumuza devam edeceğiz. Garibin, gurebanın, yolda
kalmışların, ihtiyaç sahiplerinin, ezilmişlerin, dışlanmışların sesi,
nefesi olmaya devam edeceğiz. 7 yıl boyunca her vatandaşımıza uzanmaya,
yoksul hanelere deva olmaya, üşümüş elleri ısıtmaya, sönmüş ocakları
yeniden yakmaya, düşenlerin elinden tutmaya gayret ettik, bu
hissiyatımızı kaybetmeyeceğiz. Şunu asla unutmayınız, unutturmayınız: Dilovası'ndan Kadıköy'e
kadar yayılmış, emeğiyle geçinen işçi kardeşimin hakkı bizim omuzlarımı
zdadır. İ stanbul'da Gazi Mahallesi'nin, Ankara'da Kuşcağız
Mahallesi'nin, Diyarbakır'da Benu Sen Mahallesi'nin hakkı bizim
omuzlarımızdadır. Evinde sobası yanmadığı için titreyen elleriyle kalem
tutmaya çalışan kız çocuğunun hakkı bizim omuzlarımızdadır. Bir kap sıcak çorbaya muhtaç yaşlı teyzenin, yaşlı amcan ın
hakkı bizim omuzlarımızdadır. Tüyü bitmedik yetimin hakkı bizim
omuzlarımızdadır. Omuzlarımızdaki yük ne kadar ağır olursa olsun,
dertlere çare üretmek için gece gündüz koşturacak, koşturacağız." 7 yılda Türkiye'nin, AK Parti'nin siyasete getirdiği yeni
solukla, dinamizmle, yeni ufuklarla çok büyük bir değişim, çok köklü
bir dönüşüm yaşadığı görüşünü dile getiren Erdoğan, "Bizim 7 yıllık
iktidar süremizi, önceki hükümetle, önceki hükümetlerle kıyaslamak
yanıltıcı olur. Zira biz, Türkiye'yi bir bütün olarak ele aldık,
sorunlara bütüncül çözümler, kökl ü çözümler getirdik" dedi. Kimi alanlarda son 10 yılın, 20 yılın, kimi alanlarda son 50
yılın, kimi alanlarda tüm bir Cumhuriyet tarihimizin rekorlarını elde
ettiklerini anlatan Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu: "Cumhuriyetimizin, ülkemizin, milletimizin birikimlerine
yenilerini ekledik, daha fazlasını ekledik. Şimdi şuraya dikkatlerinizi
çekmek istiyorum: Geçen hafta, Birleşmiş Milletler 64'üncü Genel Kurulu
ve G-20 zirvesine katılmak üzere Amerika Birleşik Devletleri'ne gittim.
6 günde, resmi toplantıların haricinde tam 32 ülke lideriyle bire bir
görüşme yaptım. Birçoğu ile ayaküst ü görüşmelerimiz oldu. Hemen her
hafta, birkaç ülkenin temsilcilerini Türkiye'de ağırlıyoruz. Bizzat
ben, Dışişleri Bakanım, Başmüzakerecim, partimizden yetkili arkadaşlar
her an diplomasi trafiğinin içindeyiz. Suriye-İsrail görüşmelerini konuşuyoruz. İran'ı konuşuyoruz,
Irak'ı konuşuyoruz, Kafkasya'yı, Orta Doğu'yu, Balkanlar'ı, Filistin'i
konuşuyoruz. Nükleer silahsızlanmayı, iklim değişikliğini, su
sorunlarını, gıda sorunlarını, yoksulluğu, küresel ekonomiyi
konuşuyoruz. Aynı şekilde, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğini de
konuşuyoruz, Kıbrıs'ı da konuşuyoruz, tır şoförlerimizin karne
sorunlarını, Türk vatandaşlarının vize meselelerini de konuşuyoruz.
Büyük-küçük her meseleyi konuşuyor, her birine çözüm üretmeye
çalışıyor, her bir meseleyi aktif bir şekilde izliyoruz. Bizi, uçaktan
inmemekle, çok gezmekle itham edenler, Türk dış politikasının artık
yoğun gündemine ve yeni misyonuna dahi vakıf olamayacak kadar sürecin
gerisinde kalmış durumdalar. Bak, ben 81 vilayetin 81'ine de en az üçer kere gittim. Bazı
illere yaklaşık 30 kez gitmişliğim var. Anadolu'yu, Trakya'yı, 7
bölgemizi karış karış, il il, ilçe ilçe, hatta köy köy geziyor,
eserlerimizi inceliyor, şantiyeleri teftiş ediyor, toplu açılışlar
yapıyor, oralarda dert dinliyorum. Bununla yetinmiyor, ülke ülke
dolaşıyor, Kıbrıs'ı anlatıyorum, Avrupa Birliği'ni anlatıyorum, oradaki
vatandaşlarımızın meselelerini gündeme taşıyorum. Benim ABD'deki, Avustralya'daki, Almanya'daki vatandaşım,
Bulgaristan'da, Romanya'da, Yunanistan'daki soydaşım, karşısında
Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı'nı görmekten dolayı büyük mutluluk
duyuyor, yalnız olmadığını hissediyor. Nice gittiğim ülkelerde,
şehirlerde, 'Buraya gelen, halimizi hatırımızı soran ilk Türk Başbakan
sizsiniz' dediler. Üzülerek ifade etmek durumundayım. Maalesef bu acı durumu burada itiraf etmek durumundayım. '81
vilayetimiz içinde, 10 yıl, 20 yıl aradan sonra ilk kez bir Başbakan
şehrimizi ziyaret ediyor' diyenler oldu. Meseleyi uçak meselesine,
otobüs meselesine, araba meselesine, harcırah meselesine kadar
düşürenler, başlarını iki ellerinin arasına alıp, Ankara'dan neden
çıkmadıklarının, çıkamadıklarının muhasebesini yapsınlar. 29 Mart
seçimlerinin propaganda sürecinde, bizim teşviklerimiz sayesinde,
Sivas'ın ötesinde ancak birkaç ile gidip miting yapabildiler. Kusura
bakmayın, biz o siyasetçilerden değiliz. Bizim ülke olarak, köklü bir
tarihimiz var, bizim zengin bir kültürümüz var, bizim devlet
geleneğimiz var. Bizim, aynı dili konuştuğumuz, aynı kültürü
paylaştığımız, aynı hissiyatı taşıdığımız geniş bir ortak coğrafyamız
var." Türkiye'nin dış politikasının, "Bekle-Gör politikası olamayacağına" işaret eden Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:
"Türkiye, küresel gündemin peşine takılıp, oradan oraya savrulan
bir ülke olamaz. Türkiye, gündemi belirlenen bir ülke olamaz. Türkiye,
haksızlık karşısında susan bir ülke asla olamaz. Tam tersine Türkiye,
bugün gündem belirleyen, bölgesel ve küresel meselelerde ağırlığını
koyan, güçlü, itibarl ı, saygın bir ülke konumuna yükselmiştir. Türkiye, AK Parti'nin etkin politikaları sayesinde soğuk savaş
döneminin çatışma psikolojisinden çıkmış, güven ve iş birliğine dayalı
bir dış politika izlemiştir. Bu sayede Türkiye, bölgesinde ve dünyada
saygın ve güvenilir bir ülke haline gelmiştir. Bugün Türkiye, bambaşka bir yerde duruyor. Biz soğuk savaşın
refleksleriyle değil, tarihi bir misyon ruhuyla hareket ettik,
ediyoruz. Biz Türkiye'nin tarihi birikimini, kültürel derinliğini,
jeo-stratejik konumunu bilerek ve anlayarak politika geliştiriyoruz.
Biz, tarihin bu kırılma noktasında Türkiye'nin üstlenmesi gereken rolü
biliyoruz. Komşularla sıfır problem politikamız sayesinde yakın
bölgemizde sorun alanlarını minimize ettik. Bu konudaki gayretlerimiz
çok kısa sürede meyvelerini vermeye başladı. Türkiye, artık bölgesinin
barış, huzur ve istikrar adresi haline geldi. Şimdi pasif komşuluk ilişkisinden aktif dostluk ve iş birliği
safhasına geçtik. Komşularımızla dostluk ve iş birliği alanlarımızı
güçlendirerek etrafımızda bir huzur, istikrar ve refah kuşağı
oluşturuyoruz. Bunun hem ülkemiz, hem b ölgemiz hem de dünya barışı
için hayati önem taşıdığını biliyoruz. Küreselleşme sayesinde
dünyamızın sorunları iç içe geçmiş, eski duvarlar yerini 21'inci
yüzyılın yeni gerçeklerine bırakmıştır. Türkiye'nin, bölgesinde ve
dünyada düzen kurucu bir aktör haline gelmesi, artık bir tercih
meselesi değil, tarihi bir zorunluluktur. AK Parti'nin ulusal, bölgesel
ve küresel vizyonunu işte bu bakış açısı belirliyor. İzlediğimiz akılcı
politikaların bir tane gayesi var: Türkiye'yi dünyada hak ettiği yere
taşıyabilmek. Yöntemimiz, milli değerlerimize, tarihi tecrübemize ve
toplumsal zenginliğimize dayanarak ulusal, bölgesel ve küresel
sorunları evrensel bir bakış açısıyla ele almak ve çözüm ü retmektir.
Türkiye'nin etrafına duvarlar örerek Türkiye'yi 21'inci yüzyılın
parlayan yıldızı yapmak mümkün değildir. Hamasetle vatanı yüceltmenin
mümkün olmadığını söyledik. 'Parti, oy, seçim gibi küçük siyasi
hesaplarla bu ülkeyi küçültmeyin' dedik. 'Büyük Türkiye Vizyonu, her
tür parti siyasetinin üstündedir' dedik. Bu yüzden 'Sen Türkiye'sin büyük düşün' dedik. Siyasi görüşümüz
ne olursa olsun, her yönüyle büyük ve güçlü Türkiye, hepimiz için daha
geniş, daha ferah, daha yaşanabilir bir Türkiye'dir. Büyük Türkiye'de
herkese yer vardır. Büyük Türkiye'de insanımızın yüreği geniş, ufku
geniş, vizyonu büyü ktür. Büyük Türkiye, bölgesinin istikrar ve huzur kaynağıdır. Korkutan
değil güven veren, dışlayan değil kucaklayan, empoze eden değil empati
yapan bir ülkedir. Yani Türkiye'nin yeni küresel vizyonu ve dış
politika aktivizmi, sadece bazı ülkeler yahut bölgeler tarafından
değil, bütün dünya milletleri ve devletleri tarafından takdir ediliyor.
Türkiye'ye yakışan da bu vizyonla hareket etmesi ve düzen kurucu bir
aktör olmasıdır. NATO üyesi olan Türkiye, bölgesinde bir güvenlik ve
istikrar unsuru olmaya devam ediyor. G-20 üyesi olan Türkiye, küresel
ekonomik sistemin yeniden inşasında aktif bir rol oynuyor. Avrupa
Konseyi, AGİT, İslam Konferansı Örgütü gibi kurumlarda da aktif bir rol
oynayan Türkiye, bölgesel ve küresel sorunların çözümü için herkesle iş
birliği ve dayanışma halinde çalışıyor, pek çok girişime öncülük
yapıyor. Türkiye'nin uluslararası kurumlardaki etkinliği, Türkiye'nin
artan önemini açıkça ortaya koyuyor. 21'inci yüzyılda yeni bir dünya
kurulurken Türkiye, artık küresel siyasete katkı veren, yönünü tayin
eden bir ülke haline gelmiştir. Çünkü Türkiye'nin dünyaya söyleyecek
sözü var. Çünkü biz konuşmaya daha yeni başladık. Çünkü bizim faslımız
daha yeni başlıyor. Çünkü bizim anlatacak bir hikayemiz, bir rüyamız,
bir hayalimiz var. Çünkü biz adaleti, eşitliği, hakkaniyeti,
paylaşmayı, kardeşliği, saygıyı evrensel ilkeler olarak gö rüyoruz. Bu
ilkeleri adil ve tutarlı bir şekilde hayata geçirmek için mücadele
ediyoruz. Hiçbir milleti ayırmadan herkese eşit davranılmasını
istiyoruz. Zira uygulanmayan ilkeler, kısa sürede anlamlarını yitirirler.
Biz bu yüzden evrensel adalet ilkesinin Gazze'den Afganistan'a, Çin'den
Afrika'ya, Balkanlar'dan Latin Amerika'ya kadar dünyanın her yerinde
tutarlı bir şekilde uygulanmasının mücadelesini veriyoruz."
|
|